28 Aralık 2008 Pazar

Durdurun Bu Katliamı..


Bu Blog'u kurarken temel ilkelerimden birisi de herhangi bir şekilde siyasi ya da etnik unsurlara yer vermemekti..Ancak bu durumun artık hiçbir şeyle ilgisi kalmadı,tamamen insanlık suçu..Gazze'de yapılanları kınıyorum..Hem de bütün nefretimle..

G.Saray-Beşiktaş Maçı Sonrası..

Gecikmeli olarak derbi sonrası görüşlerimi yansıtmaya çalışacağım..Avrupa yakasının Mecidiyeköy tarafında işler tıkırında görünürken,Boğaz tarafında ise sıkıntı tavan yapmış durumda..Maçtaki hakem hataları,Demirören'in küfürü,Lincoln ve Baros işbirliği,Mustafa Denizli'nin yine kimsenin çözemediği oyun anlayışı-sorun bunu futbolcuların da çözememesinden kaynaklanıyor-derbiye yönelik akılda kalan konulardı.Maçtan önce çeşitli faktörler sebebiyle umutsuzluğumu belirtip bu faktörleri sıralamıştım.Üzülerek bu faktörlerin maçta su yüzüne çıktığını gördüm..Sondaki faktöre bu kez öncelik vereceğim..Kabul,kadro kalitesi olarak G.Saray çok daha ağır basıyor,ev sahibi avantajı ve Beşiktaş'ın o stattaki geleneksel başarısızlığı ve belki bizim de göremediğimiz daha birçok şey..Ama kötü olan takımı hakemin cezalandırmaya hiçbir şekilde hakkı yok..Bu sezon İstanbul BB maçında,aynı pozisyonda Nobre'nin kalecinin kontrol etmiş olduğu topa vurması sonucu gelen gol iptal edilecek;ve sonra aynı pozisyonda formalar değişecek ve G.Saray'ın hanesine gol yazılacak..Bu işin tadını iyice kaçırdınız artık..Delgado'nun ikinci sarı kartı ise tam bir komedi..İtiraz adı altında hakemleri iteleyen,suratına top fırlatan,Portekizce küfürleri savuranlara kart göstermeye çekinenler Beşiktaş'a bu kadar kolay kartları nasıl çıkarıyorlar,anlaşılır gibi değil..Sanırım anlayabilmek için artık iyi niyetli düşünme sınırlarını yavaştan terk-i diyar etmemiz gerekecek..

İkinci konu Yıldırım Demirören..Konu her ne olursa olsun,bir Beşiktaş Başkanı herhangi bir kimseye küfür edemez,etmemeli..Kendisi ve yönetiminin yaptığı transferler,teknik kadro seçimleri,kulüp sponsorlarından gelirler,kombine satış gelirleri v.s. hepsini bir tarafa ayırıyorum;bunlarının hepsinin telafisi var,ya da olabilir..Ama tavırlarını,hareketlerini,davranışlarını dizginleyemeyen bir başkan,başında bulunduğu camiaya en büyük zararı verir..Kişisel görüşüm,artık hiç denenmeyen tek yolun uygulanması..Lütfen artık daha fazla zarar vermeden istifa ediniz..Yoksa G.Saray'a karşı bugün kaybedilir yarın kazanılır,o çok önemli değil..Önemli olan bazı değerleri kaybetmemek..

20 Aralık 2008 Cumartesi

Maçın 3 Adamı..


Ercan Saatçi'nin Hürriyet'teki maç yazılarında yer verdiği bir bölümün adı başlıktaki..Deivid,Gökhan ve Önder'i Konya-F.Bahçe maçının adamları seçmiş..Bence sıralama Kuddusi Müftüoğlu,yan hakem Nihat Mızrak ve Önder şeklinde olmalıydı..
Kendi aleyhlerine yapılan en ufak bir hatada-hele ki mağlup olmuşlarsa gündemi değiştirmek için-yaygarayı koparan bir camianın bu tip durumlarda ise devekuşu misali kafayı kuma gömmesi çok ilginç..Burada çıkıp ''Evet,hakem Konyaspor'un hakkını yedi,çok üzgünüz,haksız yere puanlar hanemize yazıldı'' filan zaten demezler..Ama sen eğer bu şekilde tuhaf kararlarla maç kazanıp bundan rahatsız olmuyorsan,yarın bir gün senin aleyhine gerçekleşen durumlarda da ortalığı ayağa kaldırma hakkın olmaz..
Lig artık izlenmesi keyif vermeyen,futboldan çok hakemlerin ön plana çıktığı bir lig oldu..Yabancı hakem getirilmesi olayını artık ciddi şekilde düşünmeliler sanırım..

18 Aralık 2008 Perşembe

G.Saray vs Beşiktaş

Türkiye'nin en eski iki kulübünün derbisine 3 gün kaldı..Genel anlamda diğer 2 derbiye kıyasla medyanın daha az önem verdiği ve o yüksek heyecan pompasının yapılmadığı bir derbi..Medyada önemli ağırlığı olan Anadolu yakasındaki büyüğün yer almadığı maç olmasından kaynaklıdır belki de bu durum..

F.Bahçe-Beşiktaş maçından önce Beşiktaş adına ne kadar umutluysam;G.Saray derbisi öncesi de o kadar umutsuz olduğunu söyleyebilirim..Bu düşüncemin sebeplerinden ilki Ali Sami Yen'de Beşiktaş'ın futbol olarak da skor olarak da yıllardır çok varlık gösteremeyişi..100.yılda İbrahim'in attığı golle kazanılan derbi bir istisna,kaldı ki orada da pozisyon fakiri bir Beşiktaş izlemiştik..Futbolda alışkanlıklar çok önemlidir,ve kulüpteki futbolcular değişse de bu durum kolay kolay değişmiyor..Beşiktaş'ın Sami Yen'deki makus talihini çevirebilmesi zaman alacak bir konu..

Umutsuz olmamın ikinci sebebi mevcut kadrolardaki kalite farklılığı..İbre neredeyse her mevki için G.Saray lehine ağır basıyor..Futbolun iyi futbolcularla oynanacağı şeklindeki basit ama gerçek bir ilke var..G.Saray bu yıl transfer döneminden optimum faydalanarak Meira,Baros,her ne kadar bu maçta oynamayacak olsa da Kewell gibi Avrupa'nın kalburüstü oyuncularını alırken;aslında en büyük transferini bu yıl Lincoln'un kendini bulmasıyla yapmış oldu..Beşiktaş'ın belki mücadele gücü yüksek,kazanma isteği üst seviyede olan ama oyun akışını lehe çevirebilecek yetenek ve kalitede olmayan bir kadrosu var ne yazık ki..Son olarak 96-97'de Rasim Kara döneminden sonra-100.yıl kadrosunu saymazsak-hep bu tip kadrolarla mücadele ediyor Beşiktaş..Son 13 yılda alınan tek şampiyonluk da bunun bir sonucu..

Karamsarlığın son sebebi ise hiçbir şekilde güven duymadığım hakemler..Elbette ki taraf tutmuyorlar,ya da şartlanarak maça çıkmıyorlar;ancak gerek medyanın empozeleri,gerek kimi camiaların güçlü lobilerinin,hakemlerin bilinçaltında yer ettiklerini ve maçlarda bunun ortaya çıktığını düşünüyorum..Geçtiğimiz hafta Baros'un aldatmaya yönelik hareketine kart çıkarmayıp,aynı devrede G.Birliği'nden Burhan'a aynı pozisyonda sarı kart çıkarmanın başka bir izahı olamaz..Derbide hakemin öne çıkmaması,maçın seyir zevki yönünden de en önemli dileğim..

13 Aralık 2008 Cumartesi

El Clasico..


Futboldan çok daha fazla şey ifade eder kimileri için Barcelona-Real Madrid maçları..Olaya Franco'yu ve Kastilya-Katalunya bölgesel ayrımını katarak bakmayı sevenler bir hayli fazla..Oysa futbola siyasetin karıştırılmaması gerektiği gerçeği malum..En nihayetinde bu bir spor müsabakasıyla,bu çerçevenin pek de dışına çıkılmamasının daha doğru olacağını düşünenlerdenim..Irkçılığın,etnik unsurların sporda yeri olmaması gerekiyor..
Maça gelirsek..Son dönemde alınan sonuçlar ve kadro kaliteleri itibariyle Barcelona'nın maçın kesin favorisi olduğunu söylemek güç değil..Zaten bahis şirketlerinin Barcelona'ya maksimum 1'e 1,60;Madrid'e de 1'e 6 vermesi bunun bir kanıtı.Juande Ramos'un gelişi ve 3-0'lık Zenit galibiyeti R.Madrid'i moral anlamında olumlu etkileyecektir,ancak özellikle Pepe ve Van Nistelrooy'un olmayışı Real'in şansını oldukça azaltıyor.Maçın genelinde Barcelona'nın sürekli baskı kurup gol arayacağı,Real'in ise karşı kaleyi pek düşünmeyeceği bir maç bekliyorum..
Küçük bir soru Türkiye'deki çok bilmiş skor basınımız için..Dünya derbisi sizce Barcelona-R.Madrid mi yoksa F.Bahçe-G.Saray mı?
Keyifli bir El Clasico dileğiyle..

9 Aralık 2008 Salı

Kaybolmaya Başlayan Değerler..


1950'li yıllar..Beşiktaş kaptanı Nazmi Bilge,dönemin hakemlerinden Feridun Kılıç'ın elini öperken..
Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan işte bu değerlerdi,yoksa ne çok kupa alması,ne en çok taraftara sahip olması,ne en zengin kulüp olması..Centilmen,rakibine ve hakeme saygı duyan-dolayısıyla saygı gören-mütevazi..Hakkı Yeten,Şeref Görkey,Nazmi Bilge gibi efsaneler zamanında gördüğümüz,Süleyman Seba döneminde tavan yapan bu değerler nasıl erozyona uğradı,anlamak gerçekten güç..İşte son Ankaraspor maçı..İşini her zaman en iyi şekilde ve rakibi hiçbir şekilde kışkırtmadan yapmaya çalışan Aykut Kocaman'a tribünden edilen galiz küfürler,en hafif tabiriyle iğrençti.Sivok'un rakibinin futbol hayatını bitirmeye yönelik hareketi,Tello'nun rakibe salladığı yumruk,İ.Üzülmez'in-bizi üzmeye aynen devam-maç bitiminde rakibine attığı tokat..Bu şekilde olacaksa kupalar da istemiyorum,şampiyonluklar da..Kulubün sportmen ve centilmen duruşu devam etsin,''Biz Beşiktaşlıyız'' lafını gururla söylemek için yeter de artar bile..

Sevgiyle..


Sevdiklerinizle sağlık ve mutluluk dolu nice bayramlara..

6 Aralık 2008 Cumartesi

Çizgiler..



Bu sezonki 5.çizgi skandalı..Ama en bariz olanı kesinlikle bu..Denizlispor-F.Bahçe maçını izlerken pozisyonun tekrarına bile ihtiyaç duymadan gol olduğunu görmüştüm..Eskişehir-F.Bahçe,Beşiktaş-Eskişehir,Ankara-G.Saray ve Kayseri-Trabzon maçlarında yaşandı bu sezon aynı sahne..Sadece Kayseri-Trabzon maçındaki için gol kararı çıktı,ancak işin trajik yani şu ki top çizgiyi geçmemişti..Yine de saydığım ilk 4 maç için mazeretler üretilebilir,sonuçta gol için evet ya da hayıra çok yakın yerlerde dolanıyor top..Ama şu resimdekinin mazereti olamaz,top çizginin en az 50 cm içerisine vuruyor ve direğe çarpıyor..Beşiktaş,Fener,G.Saray ya da Trabzon..Takım ismi hiç önemli değil..Hakemler dikkatli yönetsin artık şu maçları,ya da çizgi hakemi mi konulacak,kamera kayıtlarından mı yararlanılacak,yapılsın ne yapılacaksa..Düzgün yönetemedikleri gibi genel olarak da maçın önüne geçme ve şov havasında malesef hakemlerimiz..Tadı kaçmak üzere,dikkat..

1 Aralık 2008 Pazartesi

Cisse ve Defansif Orta Saha Sorunsalı..


2007 yazında Beşiktaş'a transfer olduğunda hakkında farklı yorumlar yapılan biriydi Cisse..Djibril Cisse'yi transfer edemeyecek olan yönetimin onun yerine ''Çakma Cisse''ye yöneldiği şeklinde olayı ti'ye alanlar da vardı,2.Pascal'ını arayıp da Cisse'nin siyahi ve Fransız olmasından hareketle umutlananlar da,PSG ve öncesini iyi kötü hatırlayıp gereksiz bir umudun peşine düşmeyenler de..

Suya sabuna dokunmayan,kaçak güreşen,hatta biraz egzajere olacak ama forması ıslanmayan..Cisse'yi tabir için uygun deyimler olacak bunlar sanırım..Hücuma kalkarken dikine oynamak,savunma yaparken de rakibe yaklaşıp etkili pres yapmak Fransız'ın futbol lügatında bulunmayan unsurlar..İsim olarak savunmayı çağrıştırsa da aslında ofansif güç anlamında da günümüz futbolunda can damarı niteliğinde olan defansif orta saha mevkisi için Beşiktaş Giunti'den sonra etkili ve verimli bir isim bulamadı ne yazık ki..Genel olarak bu sorun Türkiye için geçerli aslında..Bunu sorun haline getiren faktörlerden birincisi,teknik adamların,müsabakanın zorluk derecesini tartmadan 4'lü defansların önüne defansif orta saha adı altında fiziği kuvvetli ancak top tekniği ve oyun görüşü son derece sınırlı 1 -ya da korku derecesine göre 2- adamı monte etmesi.Tigana'nın zamanında Çağdaş Atan'ı bu mevkide denemesi,Daum ve Zico'nun F.Bahçe'de Deniz Barış'ı aynı görevde kullanması bu konuda gördüğümüz örnekler.Fizik olarak güçlü,ancak top taşıma ve dağıtma yönünden eksiği olan bu tür oyuncular oyun akışının ve pas trafiğinin gelişimi açısından el freni niteliğinde olmaktadır..Ancak elbette bu hususun tamamen teknik adamların korkak oyun felsefesinden kaynaklandığını söylemek yanlış bir genelleme olur.Sonuçta transfer için yetersiz bütçeler,Dünya futbolunda yıldız adayı olan genç oyuncuların Türkiye yerine İtalya,İspanya,İngiltere,Fransa gibi ligleri tercih etmeleri,ülkemiz genelinde özkaynak düzeninin yetersizliği ve buna bağlı olarak futbolcuların altyapı eksikliği gibi sebepler;teknik adamları sınırlı imkanlarla kararlar almaya zorlamakta.Bu sebeplere Yunanistan'ın 2004'teki Avrupa şampiyonluğu sonrası defansif futbola çok fazla prim tanınmasını da eklenebilir..

Sadece defansif orta saha yönünden değil de genel anlamda bakarsak,kaliteli oyun-buna defans oyuncuları da dahil olmak üzere-oyunu çift yönlü oynayabilen futbolcularla geliştirilebilir.Yazının başında bir örnek olarak verdiğim Cisse yerine Giunti;İbrahim Toraman yerine Zago;Rüştü yerine Cordoba;Gökhan Zan yerine Ronaldo,Bobo yerine İlhan Mansız..Örnekler geçmişe dönük olarak da çoğaltılabilir;top tekniği yüksek orta saha oyuncusu Gökhan Keskin'den libero devşirilmesi gibi..Futbol her an değişse de bazı doğrular geçmişe bakılarak da bulunabilir;yeter ki bu içtenlikle istensin..Başarı kaliteli oyuncular yetiştirmek,araştırmak ya da belki devşirmekle gelir;kataraktlı oyuncuya 2 milyon Euro verilerek değil..

Yıllar Geçse de Üstünden...


Derbi Sonrası..

Korkular ve alışkanlıklar..Sanırım derbiyi Beşiktaş açısından bu iki kelimeyle özetleyebilirim..Şampiyonluk yarışındaki 3 rakibinden birini henüz 13.haftada safdışı bırakma şansı veren kilit bir maçtı bu.Ve son birkaç yıldır olduğu gibi Beşiktaş,kilit maçlarda istediği sonucu alamama alışkanlığını sürdürüyor ne yazık ki..

Maç öncesi görüşlerimde,Nobre'nin ileride tek forvet oynamasının hata olacağı ve Holosko'nun mutlaka kullanılması gerektiğini belirtmiştim.Rakibin en büyük zaafını zorlayabilecek bir oyuncunun kesilerek deparsız bir tek forvetle başlamak,kim ne derse dersin korkunun göstergesiydi.Her ne kadar formsuz olursa olsun-ki bu maçta kötü olduğu şeklindeki görüşlere kesinlikle katılmıyorum-Delgado'nun atacağı ara paslarıyla Holosko'nun etkili deparları ağır F.Bahçe savunmasına zor anlar yaşatırdı.Nitekim 2.yarı Beşiktaş'ın pozisyonu yokken ve sürekli kontra yerken,Holosko'nun girişiyle birlikte 10 kişi olmanın dezavantajına rağmen oyun dengelendi ve birkaç gollük pozisyona girildi.Tabi burada Bobo'nun da girişiyle çift forvete dönülmesi de etkili oldu.

Cisse'nin kırmızı kartına gelirsek..Elbette 1 kişi eksik oynamak,hele ki zorluk derecesi böylesi yüksek bir maçta büyük handikap..Yenilgiyi tamamen buna bağlayamayız;çünkü yenilginin ağırlıklı sebebi defanstaki yerleşim hataları ve bu bölgedeki oyuncuların yetersizliği..2003'te Chelsea karşısında Stamford Bridge'te de Beşiktaş 40 dakika 10 kişi oynamıştı ama defans yapmayı biliyordu o zaman..Bırakın F.Bahçe'yi,Chelsea'ye net pozisyon verilmeden kazanılmıştı o maç 10 kişiyle;Lampard,Crespo,Joe Cole,Terry,Veron,Mutu gibi yıldızlara karşı.Bu bir vizyon meselesidir;takımınızın kaleci ve ön libero da dahil defans iskeletini Cordoba,Zago,Ronaldo,Giunti gibi kaliteli adamlarla kurarsanız sonuç o günkü gibi olur;Rüştü,Gökhan Zan,İbrahim Üzülmez ve İbrahim Toraman'dan kurarsanız da bugünkü gibi.(Zapo'yu bu kategoriye dahil etmiyorum,çünkü bahsettiğim konu maçta olabilecek anlık hatalar değil genel kalite ve fundamental eksikleri)

Sonuçta bir F.Bahçe derbisi daha kaybedildi..Belki geçtiğimiz 2 sezon İnönü'de yaşandığı gibi ligin şampiyonunu belirleyecek derecede önemli olan bi maç değildi kaybedilen,ama ciddi bir avantajın da yitirildiği gerçek..İlk yarı sonuna kadar hedef İnönü'de kalan 3 maçı kazanıp,Ali Sami Yen'de de yenilmemek olmalı..

29 Kasım 2008 Cumartesi

Derbi Öncesi..

Kadıköy'deki F.Bahçe-Beşiktaş maçları öncesi Sami Yen'deki G.Saray-Beşiktaş maçlarından önceki tedirginliğim pek yoktur.Bu derbi öncesinde de durum aynı.Her ne kadar Beşiktaş'ın Kadıköy'deki son galibiyeti Nisan 2005'te de olsa skordan bağımsız düşünürsek Beşiktaş'ın Saracoğlu'nda oyun olarak istediklerini sahaya yansıtabildiği bir gerçek..Ya da en kötümser bakış açısıyla G.saray'ın burada yaşadığı psikolojik gerginliğin Beşiktaş için geçerli olmadığını söyleyebilirim.Geçtiğimiz sezon Kadıköy'de 2-1 kaybeden maçı düşündüğümüzde oyun akışı itibariyle tatmin ettiğini,duran toplar ve sonrasında seken toplardaki yerleşim hataları sebebiyle yenilen goller,Hakan Arıkan faktörü,Batuhan'ın tecrübesizlik ve bencillik karışımı tutumu nedeniyle sonuca gidemediğini gördük..Geçen yılki savunma yerleşim hatalarını bu maçta beklemiyorum,en azından asgariye inecektir;çünkü Beşiktaş'ın iki Tomas'ı İbrahim Toraman ve Diatta yumuşak karnına nazaran F.Bahçe forvetleri için çok daha caydırıcı iki unsur..Gerçi İbrahim Toraman büyük olasılıkla bu maçta da forma bulacak,ancak savunma göbeği yerine sağbek olarak değerlendirilmesi daha sağlıklı olacaktır..Hem bu tehlikeli bölgede hataların en aza indirilmesi,hem de Uğur Boral'ın yakın kontrole alınması açısından..Zayıf tekniğine bağlı olarak topla çıkarken yapabileceği hataları da Sivok telafi edebilir.

En zayıf halka solbek olarak göze çarpıyor..Sebep malum,2000 yılından bu yana ne savunma ne de hücum yönünü geliştirmeyi başaramayan ex-kaptan..Bu kanattan Kazım'la gelecek olan F.Bahçe'nin Beşiktaş'ı dengesiz olarak yakalayabileceği tek bölge burası.Üzülmez'e yardım amacıyla Tello'nun gerileri çok fazla mesken tutması ise Siyah-Beyazlılar'ın hücum gücünü önemli ölçüde negatif etkiler+Tello'nun genel olarak 60'tan sonra yaşadığı kondüsyon problemini daha da erkene çekebilir.

Orta alanda Cisse ve Delgado'nun rakibi ısırmayan futbol anlayışları nedeniyle çoğu maçta Beşiktaş oyununu rakibe dikte ettiremiyor ve haliyle savunmayı geriye yaslamak zorunda kalıyor.Ancak F.Bahçe'nin de Aurelio'nun gidişiyle birlikte en çok sıkıntı yaşadığı bölge burası.Selçuk,Josico ve Maldonado dikine pas trafiği yapabilecek tarzda oyuncular değil,sadece rakibi bozma yönünden iş yapabiliyorlar-Hatta Maldonado'yu bu ikinci gruba da dahil edemiyorum-Oyun kurabilmek için mecburen Alex geriye gelerek top alacak,ve bu da Beşiktaş'ın dikkatli olması gereken en kritik nokta,çünkü Alex isabetli tek toplarla ya da Emre verkaçlarıyla Uğur Boral ve Gökhan Gönül'ün koşu yoluna top gönderiyor.Her ikisi de tek yönlü olmayan oyuncular,gerektiğinde yana ve içeri katedebiliyor,ya da topla birlikte deparı atıp isabetli ortalar yapabiliyorlar.Bu aşamada ise Alex'in ceza alanına koşularına dikkat edip,geçen yıl İnönü'deki Gökhan Zan patentli hataya düşülmemesi gerekiyor.

Beşiktaş eğer maçta erken bir gol bulursa maçın kalanına Holosko'nun damga vurması muhtemel..Gerek Lugano,gerekse Edu sprinter forvete karşı çok zorlanıyor ve arkalarına adam kaçırmama konusunda yeterli değiller.Bu sezonki 4-1'lik Kayseri (bu maçta Lugano yoktu),5-2'lik Arsenal maçları bunun en tipik örnekleri..Eğer Mustafa Denizli Holosko'yu kulübede tutup Nobre tekli forvetiyle başlarsa bu ciddi bir hata olur..

Puan avantajının getireceği rahatlık ve genel anlamda F.Bahçe maçlarındaki psikolojik üstünlük-son dönemdeki olumsuz skorlara rağmen-,Kadıköy'de Beşiktaş taraftarının verdiği ciddi destek,Tomas'lardan özellikle Sivok faktörü,Holosko'nun F.Bahçe defansının arkasına sarkabileceği pozisyonlar Beşiktaş'ın bu maç öncesi artıları..Eksilerin başında ise yukarıda bahsettiğim İ.Üzülmez faktörü,Alex'in pas alışverişleri ile ceza alanı koşularında olabilecek konsantrasyon eksikleri..Bir de her ne kadar tecrübeli olsa da Rüştü'nün bu statta duygu kontrolünü iyi yapıp yapamayacağı..

24 Kasım 2008 Pazartesi

23.11.2008 Beşiktaş-Eskişehirspor Maçı..

Herşeyden önce,uzun yıllar sonra yeniden Eskişehirspor'un bu ligde yeniden yer almasından aldığım keyfi belirtmeliyim..Tribün kültürü ve köklü tarihiyle özlemiştik onları bu ligde..Dün akşam Eski Açık'ta maç öncesi açtıkları o amblem bayrak ve maçın sonunda mağlubiyete rağmen takımlarına olan sevgi dolu tezahüratlar tek kelimeyle enfesti..


''Üzerimden eksilmesin bayrağımın gölgesi'' diyordu Kapalı tribünün üzerindeki uzun pankart dün akşam..Sıkıntıların gölgesinde geçen 5 yıldan sonra (aslında 2003 hariç 1995-2008 arası tamamen sıkıntı) beklentilerin tavana vurduğu bir sezondayız Beşiktaş taraftarı açısından.''Sevinmek için sevmedik'' motto'su kabulümüz,ama sabır da belli bir yere kadar..


Gelelim maça..Rakiplerin tümünün puan kaybettiği haftada aslında herşey kağıt üzerinde göründüğünden daha zordu..Beşiktaş'ın kritik virajlarda ve final haftalarında yaşadığı sendromlar da akla geldiğinde maç öncesi fazlasıyla endişeliydim -ki iyi kapanan Eskişehir ve Sergen'den bu yana kilit açmakta her zaman sorun yaşayan Beşiktaş söz konusu- Üstüne üstlük son dakikada Cisse'nin forma giyeceğinin belli olması 3 puana ilişkin tereddütleri ciddi şekilde arttıran bir faktördü.


Eskişehir'in çok adamla kapanıp,Youla ve Serdar'ı kullanarak geniş alan bulmaya çalışacağını düşünüyordum.Bu durumda Beşiktaş'ın golü bulabilmesi sabırla top çevirmesine ya da duran toplardaki etkinliğine bağlıydı.Genel olarak oyunu rakip yarı alana yıkıp sabırla top çevirebilecek bir kadro yapısı bulunmadığından 2.seçenek çok daha önem kazanıyordu.Burada Delgado'nun sorumsuzca kullanacağı duran toplar yerine Tello'nun ölçülü ve sert kesmelerinin faydası olacaktı.Nitekim,Şilili'nin kornerden attığı ve sayılmayan buz gibi gol,akabinde arka direkteki Sivok'a kestiği ve golle sonuçlanan enfes orta,duran topların kapanan defanslara karşı öneminin kanıtıydı.Golün ilk devrede gelmiş olması,2.yarı Beşiktaş'ın oyunu tamamen riske edip geride açıklar vermemesi yönünden önemliydi.

2.yarı ve genel olarak maç,Beşiktaş'ın Dolmabahçe'deki tipik görüntüsünü yansıtıyordu.Pas trafiğine uygun olmayan kadro yapısı nedeniyle oyunu rakip onsekizine yıkamayan ve geriyi düşünmek kaygısıyla ileride çoğalamayan bir Beşiktaş.Cisse'nin pas alışverişlerindeki alışılagelmiş düşük performansı,Delgado'nun tek top yerine gereksiz yerlerde adam eksiltme uğraşları-muhtemelen Cisse'nin yetersizliğinden de kaynaklanıyor olabilir-,İbrahim Üzülmez'in topu ileriye kadar taşıdıktan sonra fundamental eksikleri yüzünden orta yapamayıp geriye oynamak zorunda kalması gibi etkenler burada anahtar noktalar.Geniş alan futbolcusu Holosko'nun kapanan defanslara karşı etkisizliği ve Nobre'nin de depar ve adam geçme özellikleri olmayışı ayrı bir handikap.Kadrosu geniş olarak lanse edilen Beşiktaş'ın aslında çok yönlü oyunculardan kurulu olmadığı gerçeği var karşımızda.Zaten maçı kurtarma adına beklenen yöntemin de oyun akışı yerine duran toplar olması bunun bir göstergesi.(Holosko'nun Nobre'ye attırdığı gol,Eskişehir'in hücumu forse etmek zorunda kaldığı dakikalarda gelmişti.)

Genel anlamda,rakiplerin puan kaybettiği haftada zor geçebilecek bir maçın 2-0'la koparılmış olması olumlu;ancak skor yazarlığı yapmadan konuşursak Beşiktaş'ın çözülmesi gereken bir çok sorunu var..Şansı ise şu sıralar diğer rakiplerinin de farklı sorunlarla uğraşıyor olması..

Time to Begin..

Cesarette dahilik,güç ve sihir vardır der Goethe..Başlangıç için cesaret gerektiği muhakkak..Her zaman zordur başlangıçlar..Bir o kadar da keyifli..Bilinmeze yönelik ilk adımdır çünkü..Alıştıkça ve yoğunlaştıkça herşey daha kolaylaşmaya başlar;yöntem keşfedilmiştir artık..

İlk Blog denemem bu..Ağırlığını da futbol oluşturuyor-Beşiktaş gözlüğünü çıkarmadan elbette-Yağmurlu bir günde görmüştüm seni diye başlayan,sonra da yağmur,kar,çamur,güneş ayırdetmeyen bir tutkunun gözlüğünde..Siyah ve Beyaz'ı ayırmadan,diğer renkleri incitmeden..